Belucistan halkı, tarihsel olarak İngiltere’nin belirlediği sınırlarla (Durand Hattı) İran, Pakistan ve Afganistan arasında parçalanmış bir toplum olarak, asimilasyon ve baskı politikalarına karşı ulusal kimliklerini koruma mücadelesi veriyor. İran’da Beluc halkının büyük bir kısmına kimlik verilmemesi, onları eğitim ve sağlık gibi temel haklardan mahrum bırakıyor. Hem İran hem de Pakistan, Beluc eyaletlerini tanımasına rağmen, yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürerek Beluc halkını yoksulluk içine itiyor.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölünmüş olan Kürdistan halkı gibi, Beluc halkı da benzer politikaların hedefi oluyor. Bu coğrafyada jeopolitik krizler, ataerkil baskılar ve sınır çatışmalarının en ağır yükünü kadınlar taşıyor. Yıllardır özgürlük ve hak arayışında olan Beluc kadınlar, zulüm, yargısız infaz ve zorla kaybettirme uygulamalarına karşı direnç gösteriyor. Uluslararası Beluc Kayıp Kişiler Sesini Duyurma Örgütü Koordinatörü Aroosa Baloch, Beluc kadınlarının yaşadığı zorlukları ve mücadelelerini Mezopotamya Ajası’na aktardı.
Beluc kadınlarının her parçada farklı sorunlarla karşılaştığını belirten Aroosa Baloch, “Beluc kadınları, on yıllardır çifte yük taşıyor. Zorla kaybedilmelerin getirdiği kişisel acılar ve halklarının temel siyasi ve insan haklarını savunma sorumluluğu bunların başında geliyor. Sömürge sınırlarının yarattığı bölünmeler ve sürekli baskı altında, kadınlar genellikle trajediler nedeniyle kamusal alanda varlık gösteriyor. Kayıplar yaşandıkça bu acı, direnişe dönüşüyor” dedi.
Beluc kadınlarının İngiliz işgaline karşı tarihi bir direniş sergilediklerini hatırlatan Baloch, “Bugün, bu mücadeleye katılım, onur, hafıza ve topraklarına bağlılıkla köklü bir direniş geleneğinin parçasıdır. Şu an tanık olduğumuz, sadece bir protesto değil; adaletsizliğe karşı sessiz kalmamayı seçen kadınların önderlik ettiği ahlaki bir duruştur. Bu aktivizm sembolik değil, Beluc toplumunun siyasi bilinç düzeyinde önemli bir yer tutuyor. Bu yüzden direniş, hem tarihi hem de dönüştürücü bir nitelik taşıyor” ifadelerini kullandı.
Beluc kadınlarının direnişinin köklü bir geçmişe sahip olduğunun altını çizen Aroosa Baloch, “Belucistan, İngilizlerin müdahalesiyle bölünmüş olsa da tarihsel ve kültürel olarak bir bütünlük taşıyor. Belucistan dünya haritasından silinmiş olabilir ama kolektif hafıza, kimlik ve toprak bağlılığını kaybetmemiştir. O tarihten bu yana süregelen çatışmalar, militarizasyon ve siyasi marjinalleşme döngüleri bölgeyi şekillendirmeye devam ediyor. İngiliz yönetimine karşı direniş ve sonrasındaki siyasi hareketlerde aktif roller üstlenmişlerdir. Bugün gördüğümüz direniş, ani bir uyanış değil, uzun bir savunma ve siyasi katılım tarihinin devamıdır” diye belirtti.
Beluc kadınlarının direnişinin, devlet baskısı ve zorla kayıpların normalleşmesine karşı durmaları nedeniyle öne çıktığını vurgulayan Baloch, “Anneler, kızlar ve kız kardeşler, kişisel kayıplarını kamuoyuna duyurarak tanıklık ediyorlar. Direnişleri sembolik değil; yapısaldır ve toplumun siyasi bilincinin merkezinde yer alır. Beluc kadınlarının mevcut hareketi, hem tarihi hem de köklüdür; hafıza, haysiyet ve adalet taleplerinin bir ifadesidir” dedi.
Eylemlere liderlik eden birçok Beluc kadınının tutuklanıp kaçırıldığını ifade eden Aroosa Baloch, “Maharang Baloch gibi kadınların tutuklanması, hukuksal bir durumdan ziyade ahlaki bir meseledir” diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.